“Rotayı Yeniden Çizmek”
Bazen bir fikir, hiç tahmin etmediğimiz kadar büyüyor. Başladığı yerde kalmıyor; başka hayatlara, başka deneyimlere, başka sözlere doğru yol alıyor. “Rotayı Yeniden Çizmek” benim için tam olarak böyle bir çalışma oldu.
Benim yaşamımdan yola çıkan bir anlatı olarak başladı belgesel. Çekimler ilerledikçe yalnızca bir kişinin hikâyesini anlatan bir çalışma olmaktan çıktı. Başka insanların hikâyelerine, deneyimlerine, ve emeğine yer açtı. Çünkü aslında hiçbirimizin yolu yalnız akmıyor. Hayatlarımız bir yerlerde birbiri ile kesişiyor. Ve bazen birbirinden güç alıyor.
Bu nedenle bugün yalnızca kameranın önünde olanları anlatmak bana eksik geliyor.
Çünkü bu kez kameranın önünde de arkasında da biz varız
Engelli bireyleri sinemada, televizyonda, haberlerde ya da belgesellerde çoğunlukla anlatılan hikâyenin konusu olarak görmeye alışığız. Bazen bir yaşam öyküsünün kahramanı, bazen bir haberin öznesi, bazen de ne yazık ki yalnızca duygusal bir anlatının parçası oluyoruz.
Oysa benim uzun zamandır üzerinde durduğum başka bir taraf var. Neden yalnızca kamera önünde olalım?

Daha önce film setlerinde kamera arkasındaki engelli emeği üzerine de yazmıştım. Çünkü benim için gerçek değişim biraz da burada başlıyor. Bir insanın yalnızca hikâyesinin anlatılmasıyla değil, o hikâyelerin nasıl anlatılacağına karar vermek de işin önemli bir parçası.
“Rotayı Yeniden Çizmek” sürecinde bunun gerçek karşılıklarını görmek benim için belgeselin en değerli taraflarından biri oldu.
Çekimlerin arka planında, kurguda, yönetmenlik sürecinde, müzikte ve üretimin farklı aşamalarında engelli bireylerin dokunuşları var. Kimi zaman kameranın gördüğü yerde, kimi zaman hiç görmediği bir masada, bilgisayarın başında, bir enstrümanın tellerinde ya da filmin bütünlüğünü oluşturan ayrıntılarda…
Belki seyirci filmi izlediğinde bunların hepsini bilmeyecek. Zaten bilmek zorunda da değil.
Üretimin İçinde Olmak
Çünkü mesele bir projede kaç engelli bireyin görev aldığını saymak değil. Mesele, engelli bireylerin hayatın her alanında olduğu gibi sanatın ve üretimin de doğal bir parçası olabildiğini gösterebilmek.
İşte Beyaz Baston Görme Engelliler Derneği‘nin bu hikâyedeki yeri de benim için burada ayrı bir anlam taşıyor. TSD Kemer Temsilciliği olarak uzun zamandır yolumuzun kesiştiği, birlikte çalıştığımız, kardeş derneğimiz olan Beyaz Baston’un bu belgeselin üretim sürecine de dokunması beni ayrıca mutlu ediyor.
Dernekten genç bir müzisyenin kemanıyla filmin müziklerine dokunması, aslında anlatmaya çalıştığım şeyin çok güzel bir karşılığı.
Bir tarafta görüntü var, bir tarafta ses. Bir yerde kurgu, başka bir yerde müzik… Birileri kameranın önünde, birileri arkasında. Herkes aynı işi yapmak zorunda değil; zaten birlikte üretmek de bu demek değil. Farklı yeteneklerin, farklı deneyimlerin ve farklı insanların aynı çalışmaya kendi yerinden katkı sunabilmesi demek.
Bazen Bakış Açısının da Rotası Değişir
Belki de “Rotayı Yeniden Çizmek” adı, süreç ilerledikçe benim için başka bir anlam daha kazandı.
Çünkü bazen yeniden çizilen yalnızca bir insanın rotası olmuyor. Bazen alıştığımız bakış açısının rotasını da biraz değiştirmek gerekiyor.
Birlikte üretmek, yalnızca ortaya bir film çıkarmak değil. Birbirimizin alanına yer açmak, yeteneğini gösterebileceği fırsatı oluşturmak ve bir insanı yalnızca engeli üzerinden değil, ortaya koyduğu işle görebilmek demek.
Engelli bireyi yalnızca yardım alan, desteklenen, hikâyesi anlatılan kişi olarak görmek yerine; üreten, yöneten, kurgulayan, müzik yapan, fikir ortaya koyan ve o fikrin peşinden giden kişi olarak da görmek gerekiyor.
Şimdi Rota Festivallere Çıkıyor
Artık “Rotayı Yeniden Çizmek” için yeni bir dönem başladı: festival yolculuğu.
Başvurularımız yapıldı ve şimdi bekliyoruz.
Festivallere başvurmak bir vitrine çıkmaktan çok “biz buradayız” deme biçimiydi. Ama bunu büyük sözlerle, iddialı cümlelerle ya da bir şeyleri ispat etme çabasıyla yapmak istemiyoruz.
Bu belgesel bizim için bir iddia değil; daha çok bir davet.
Hızlanmadan, süsleme kaygısı duymadan, yaşananları ve üretilenleri olduğu hâliyle paylaşma isteği…
Elbette insan merak ediyor.
Seçilecek miyiz? Filmimiz nerelerde gösterilecek? Kimler izleyecek? İzleyenlerde nasıl bir duygu ya da düşünce bırakacak? Bilmiyoruz.
Belki seçiliriz. Belki başka festivallerden güzel haberler gelir. Ya da bazı kapılar açılmaz ve rota başka bir yerden devam eder. Şimdi yol kendi akışında devam ediyor.
Sonucun ne olacağını bilmeden yürümek bazen en sahici yolculuk. Belki seçiliriz, belki yol başka bir yerden devam eder. Ama bildiğim tek şey şu: Birlikte üretilen bir hikâye artık yalnız yürümüyor.


