Engelli Hayvanların Sessiz Çığlığı
İnsan Kaynaklı Travmaların Gölgesi
Sokaklarda karşılaştığımız engelli hayvanların bakışlarını çoğu zaman yalnızca “üzücü bir manzara” olarak görürüz. Oysa onların her birinde, çoğu kez insan eliyle açılmış bir yaranın hikâyesi saklıdır. Felçli bir köpek, kanadı kırık bir martı, bacağı kopmuş bir kedi… Bu hayvanların birçoğu, trafik kazalarından, kasıtlı şiddetten bu halde. Yada ihmallerden ve en basit hâliyle insanların duyarsızlığından kalan izleri taşıyor. Aslında sorulması gereken soru şudur: Onların engeli mi daha büyük, bizim görmezden gelişimiz mi?
Türkiye’de Engelli Hayvanlar İçin Yürütülen Özel Projeler
Türkiye’nin farklı illerinde veteriner hekimler, belediye barınakları ve gönüllüler, engelli hayvanlar için büyük bir mücadele veriyor. Antalya Doğal Yaşam Parkı’nda uçma yetisini kaybeden kuşlar için özel bir bölüm var. İstanbul’da protez ve yürüteç üretilen atölyeler, hayvanların yeniden yürümesini sağlıyor. Manisa’daki yürüteç projesi, felçli köpeklerin hayatına hareket katıyor. Bursa’da engelli gençlerle barınak etkileşim atölyeleri düzenliyorlar. Gençler hayvanlarla temas ederek merhametin gerçek anlamını keşfediyor.

Hayvan Sevgisi ve Empati Çalışmalarının Topluma Katkısı
Bu projeler yalnızca hayvanlara destek olmakla kalmıyor. Aynı zamanda çocuklarda, gençlerde ve yetişkinlerde empati, sorumluluk, merhamet gibi değerleri güçlendiriyor. İnsan-hayvan etkileşimi, özellikle engelli bireylerde duygusal gelişimi destekleyen güçlü bir araç hâline geliyor.
Bu örnekler gösteriyor ki:
- İnsan-hayvan etkileşimi, özellikle engelli ya da özel destek ihtiyacı olan bireylerde güçlü bir araç olabiliyor.
- Türkiye’de farklı illerde değişik modellerle—terapi merkezleri, gönüllülük çalışmaları, engelli hayvanlara özel protez/yürüteç uygulamaları gibi—projeler yürütüyorlar.
- Bu tip projeler yalnızca engelli hayvanları koruma ve “hayvan sevgisi” noktasında değil. Aynı zamanda “empati geliştirme”, “sorumluluk bilinci”, “toplumsal katılım” gibi kazanımlar sunuyor.
Bu tür projelerin görünmeyen ama en etkili tarafı, toplumsal dönüşüme yaptığı katkıdır. İnsanlarla engelli hayvanların göz göze geldiği her an, içimizde bir şeyleri değiştirir. Bir çocuğun yürüteç takılmış bir köpeğe gülümsemesi, bir gencin beslenme odasında bir kediyi sevmesi veya bir yetişkinin barınakta gördüğü acıdan etkilenip sahiplendiği bir hayvan… Bunların hepsi, vicdanın harekete geçmiş hâlidir.
Barınaklarda Empati Ziyaretleri
Belediye barınaklarındaki empati ziyaretleri, özellikle çocuklar ve gençler için büyük kazanımlar sunuyor. Bu ziyaretlerde katılımcılar, hayvanların yaşam koşullarını yerinde görerek sorumluluk ve merhamet duygularını pekiştiriyor. Engelli hayvanları tekrardan rahatça yaşamlarına devam etmeleri için engelli ya da bakıma muhtaç hayvanlarla birebir temas kurmak önemli. Onların ihtiyaçlarını anlamayı kolaylaştırırken aynı zamanda hayvan sevgisini somut bir deneyime dönüştürüyor. Barınak görevlilerinin rehberliğinde gerçekleşen bu programlar, yalnızca hayvanlara değil. Ayrıca toplumun geleceğine de dokunan bir bilinç çalışması niteliği taşıyor. Empati ziyaretleri, insan-hayvan ilişkisini güçlendiren önemli bir sosyal eğitim modeli hâline geldi.
Empati ve Sorumluluk Bilincinin Gelişimi
Bu ziyaretler sadece hayvanlarla vakit geçirmekten ibaret değildir. Katılımcıların duygusal farkındalığını artıran güçlü bir eğitim deneyimidir. Çocuklar, gençler ve yetişkinler barınaktaki hayvanların hikâyelerini dinlerken, özellikle engelli hayvanların hayata tutunma çabasını gördüklerinde daha derin bir bağ kurarlar. Bu karşılaşmalar, hayvanların da acı, korku, sevgi ve güven gibi duygulara sahip olduğunun anlaşılmasını sağlar. Ayrıca, barınak çalışanlarının anlattığı bakım süreçleri, sorumluluk bilincini güçlendirir. Empati ziyaretleri sayesinde toplumda hayvan dostu bir yaklaşım yaygınlaşırken, gönüllülük bilinci de artar.
Engelli Hayvanların Durumunda İnsan Faktörü: Acı Bir Gerçek
Evet… Ne yazık ki Türkiye’de ve dünyada engelli hayvanların önemli bir kısmı doğal nedenlerle değil, insan kaynaklı travmalar sebebiyle sakat kalıyor. Buna kasıtlı eziyetler, ihmaller, trafik kazaları, ava yönelik şiddet, yanlış bakım yöntemleri ve sokak koşullarındaki tehlikeler dâhil.
Bugün barınakların engelli bölümlerinde gördüğümüz hayvanların büyük çoğunluğu, ya bir aracın çarpması sonucu felç olmuş, ya insan şiddetine uğramış, ya da tedavisi geciktiği için uzvunu kaybetmiş durumda. Veterinerler ve güvenlik birimleri, en sık karşılaşılan nedenleri şöyle sıralıyor:
- Trafik kazaları: Sokak hayvanlarının %60’a yakını bu nedenle sakat kalmaktadır.
- Kasıtlı şiddet: Zehirleme, vurma, tekmeleme, ateşli silah yaralanmaları, sıcak su dökme gibi vahim vakalar.
- İhmal: Aç bırakma, uygun olmayan yaşam koşulları, tedavi edilmeyen yaralanmalar.
- Tuzak ve av amaçlı ekipmanlar: Kapan, tel, misina gibi malzemelere takılıp uzuvlarını kaybeden kuşlar ve memeliler.
- Evcil hayvanların yanlış bakımı: Küçük tel kafeslerde sıkışan kuşlar, yanlış beslenme ve düşme sonucu sakat kalan kedi/köpekler.
Gerçek şu ki, engelli hayvanların büyük bölümü kendi kaderlerinin mimarı değildir. Kaderlerini belirleyen çoğu zaman insandır. Bu yüzden rehabilitasyon çalışmaları sadece yaraları sarmakla kalmaz, aynı zamanda toplumun kendisiyle yüzleşmesine yardımcı olur. Çünkü engelli bir hayvanı gördüğümüzde aslında kendi ihmallerimizi, umursamazlıklarımızı ve ekolojik sisteme verdiğimiz zararı da görmüş oluruz.
Bu nedenle engelli hayvanlara yönelik projeler yalnızca rehabilitasyon değil, aynı zamanda toplumsal vicdan eğitimi niteliği taşıyor. Antalya’daki özel kuş bölümü, İstanbul’daki protez laboratuvarları, Manisa’nın yürüteç uygulamaları, STK’ların gönüllü rehabilitasyon programları… Hepsi, “insanın sebep olduğu acıyı insanın telafi etmesi gerekir” anlayışının bir parçası.
Toplumun Gücü ve Merhametin Ölçüsü
Unutmamak gerekir: Bir toplumun gücü, en savunmasız olanı koruma biçimiyle ölçülür. Engelli hayvanlara el uzatmak, yalnızca onların değil, hepimizin yaşamına daha fazla merhamet katmaktadır.


